Ne Kadar Emek Verirsem O Kadar Sevilirim Sanıyorum… Neden?
- Uzman Psikolog Gizem Çetin

- 22 Şub
- 2 dakikada okunur

Birçok insan ilişkilerinde fark etmeden şu içsel pazarlığı yapar: Biraz daha anlayışlı olursam… biraz daha sabredersem… biraz daha emek verirsem bu ilişki düzelir ve sonunda sevilirim.
Bu noktada çoğu insan kendine şu soruyu sormaya başlar: Peki ben neden sürekli daha fazla vererek ilişkiyi kurtarmaya çalışıyorum?
Bu çoğu zaman bilinçli bir karar değildir. Daha çok sevgiyle ilgili erken öğrenmelerimizin bugünkü ilişkilerde tekrar etmesidir. Sevgi bazı insanlar için doğal bir alışveriş değil, kazanılması gereken bir şey gibi hissedilir. Bu yüzden ilişkide yaşanan eksiklik, geri çekilme ya da mesafe demek ki daha çok vermeliyim şeklinde yorumlanır.
Eğer bir yerde sevgiye ulaşmak için çaba göstermek zorunda kaldıysanız, zihniniz bunu bir gerçeklik gibi kodlar:” Sevilmek emek ister.” Ve yetişkinlikte benzer bir dinamikle karşılaştığınızda, bu durum size garip değil tanıdık gelir.Tanıdık olan ise çoğu zaman güvenli sanılır. Bu yüzden kişi, aslında kendisini yoran bir ilişki içinde bile kalabilir. Çünkü bilinçdışı düzeyde mesele mutluluk değil, alışılmış düzenin sürmesidir.
Bir başka mekanizma ise ödül beklentisi ile ilgilidir. Arada gelen ilgi, küçük iyileşmeler ya da umut veren anlar beyinde güçlü bir dopamin döngüsü yaratır. Bu düzensiz ödül sistemi, ilişkiyi bırakmayı zorlaştırır. Çünkü zihin sürekli şunu söyler:
“Biraz daha dayan… bu sefer olacak.”
Burada kritik olan şey şudur: Daha fazla emek vermek, karşı tarafın kapasitesini artırmaz. Ama çoğu insan bunu fark edene kadar çabayı artırır. Çünkü sorun ilişki dinamiği değilmiş gibi görünür sanki eksik olan kendi çabasıymış gibi hissedilir.
İşte tam bu noktada insan ilişkilerine dair öğrenebileceğimiz en özgürleştirici gerçeklerden biri ortaya çıkar:
İnsanlar sizinle ancak oldukları yerde buluşabilirler.
Bu; onların ruh hâllerinin, yaşadıkları geçmişin, taşıdıkları duygusal yüklerin, bakış açılarının ve gelişmişlik seviyelerinin doğal bir sonucudur. Bir insan, kendi içsel yolculuğunda hangi noktadaysa, sizi de o noktadan anlayabilir. Daha ilerisi için ne kadar çaba harcarsanız harcayın, birini kendi hazır olmadığı bir seviyeye çekemezsiniz.
Kimi insanlar duygusal olarak henüz kendini açabilecek kapasitede değildir kimi zihinsel olarak bazı gerçekleri kabullenmeye hazır değildir. Bazen karşınızdaki kişi değişmek ister ama değişim için gerekli içsel gücü bulamaz. Bazen de farkında bile değildir. Bu yüzden davranışları, tepkileri, sevgiyi gösterme biçimleri ve ilişkideki varlıkları, siz ne kadar farklı olmasını isteseniz de, ancak kendi oldukları yerden gerçekleşir.
Bu gerçek çoğu insan için önce hayal kırıklığı yaratır. Çünkü umut ettiğimiz şey şudur: “Ben yeterince doğru davranırsam her şey değişir.” Oysa ilişkiler tek taraflı emekle dönüşmez. Kapasite, istekten farklıdır. Bir insan bir şeyi isteyebilir ama henüz onu sürdürebilecek duygusal altyapıya sahip olmayabilir. Bu noktada farkındalık şunu öğretir: Sorun çoğu zaman yeterince vermemek değildir yanlış yere vermektir.
İlişkilerde yaşanan yorgunluğun önemli bir kısmı, karşımızdaki insanı bulunduğu yerden daha ileri taşımaya çalışmaktan gelir. Açıklamak, öğretmek, tolere etmek… Bunlar bir süre ilişkiyi ayakta tutabilir ama kapasite farkını ortadan kaldırmaz. Ve kişi çoğu zaman şunu fark eder: Ne kadar verirsem vereyim, ilişki aynı yerde dönüyor.
Psikolojik olarak bu döngüyü kıran şey daha fazla çaba değil, gerçekliği görebilmektir. Karşımızdaki insanı olduğu yerden görmek… onu küçümsemeden ama idealize de etmeden. Çünkü kabul etmek pasif kalmak değildir; sınır çizmeyi mümkün kılar.
Gerçek dönüşüm şu soruyla başlar:
“Ben bu ilişkide neyi değiştirmeye çalışıyorum karşımdaki insanı mı, yoksa kendi beklentimi mi?”Birini olduğu yerden daha ileri sevemezsiniz. Ama kendinizi, sizi gerçekten karşılayabilen ilişkilerde konumlandırabilirsiniz. Ve çoğu zaman huzur, birini değiştirmeye çalışmayı bıraktığınız yerde başlar. Uzman Psikolog Gizem Çetin





Yorumlar